WAT Bana Ne Kazandırır?

 

Work And Travel Ne Kazandırır

 

     Work and Travel’a katılacak öğrencilerin çoğu “ne kazandırır” sorusunu maddi anlamda sorar. Ancak katılmış olan öğrenci bu soruyu maddiyatı ikinci plana atarak yanıtlar. 

     Çünkü  bu öğrenci yazını Çorum yerine Boston’da geçirmiştir. Gezmeye New York a, alışverişe New Hampshire’a, eğlenmeye Vegas’a, yüzmeye Miami’ye gitme fırsatı bulmuştur. Belki 3-5 arkadaş $700 a bir araba alıp o yol senin bu yol  benim, eyalet eyalet gezmişler, uykusuz geceler geçirmiş, belki de sadece McDonalds ve Dunkin Donuts yemek zorunda kalmışlardır. Ancak şaka bir yana, WAT programı bir üniversite öğrencisinin hayatındaki en büyük şansıdır! 

 

Yurtdışı Deneyimi

     Başka bir ülkede (ki bu ülke Amerika oluyor) 3-4 aylığına da olsa bir hayat süreceksiniz. Eviniz, işiniz, kendi arkadaşlarınız, komşularınız ve takıldığınız bir kafe, mudavimi olduğunuz bir restaurant olacak. Yeni bir kültürü yerinde öğrenecek benimseyecek, kendi ülkenizi kültürünüzü tanıtabileceksiniz. Bunların hepsi bakış açınızı genişletecek. 

     Kendi başınıza deniz aşırı uçacaksınız, aktarmalar yapıcaksınız, yeni bir diyara gideceksiniz. Belki kaybolcaksınız. Ancak bu bile size tatlı anı olarak kalacak. Turistik yerleri gezecek göreceksiniz. Bir gezgin gibi gezip, harita okumayı öğrenecek, subway kullanmayı belleyecek (NY metrosu devasadır ve 2-3 katlıdır), parmak arası terlikle Washington DC’yi  hakmetmenin rahatlığını yaşacaksınız. 

     Artık Amerika’nın ya da büyük şehirlerin simgesi olmuş yapıtlar sıradan gelecek. Filmlerde gördüğünüz,çokça duyduğunuz sehirlerde yaşacaksınız. Döndükten sonra televizyonda times meydanını ya da özgürlük heykelini gördüğünüzde, Vegas temalı bir filmi izlediğinizde bu deneyimin harikalığını anlarsınız. Hatta belki bir sokak, bir bina göreceksiniz “aa burası benim yemek yediğim yer” diyeceksiniz. Mesela ben Pittburg’de hayvanat bahçesinde çalışmıştım ve Russel Crowe’un oynadığı bir film (The Next Three Days / Kaçış Planı) Pittsburgh’de geçiyordu. Hatta bir sahnesi de orada çekilmişti. İzlediğimdeki heyecanım ve havam tavan yaptı. 

     Kendi ayaklarınızın üzerinde duracaksınız. Bu üniversite için başka bir şehirde okumak gibi bir mücadele değil ama. Kendi paranızı kazanıp dilediğinizce harcama özgürlüğünde olursunuz.  

 

Kültür Alışverişi

     Amerika’daki çeşitlilik ve kosmopolit yaşam tarzından ötürü, sadece oranın yemeğini, müziğini, dansını, yaşam tarzını tecrübe etmekle kalmaz, başka bir çok ülkenin kültürünü de deneyimler öğrenirsiniz. Çinlisi, Rusu, Japonu, İrlandalısı, Meksikalısı, Hintlisi, İspanyolu, İtalyanı, Fransızı, her ırktan insanla tanışabilir, her mutfaktan yemekler tadabilir, onların kültürünü de yakından tanıyabilirsiniz. 

 

Dil Gelişimi

     WAT programı sayesinde yıllardır bize teoride öğretilen İngilizceyi pratikte öğrenme şansı elde edersiniz.  Biz Türklerde “anlıyorum ama konuşamıyorum”, “yazarım ama konuşamam, bilirim ama söyleyemem” mantığı vardır. Bunun en büyük sebebi de pratik yapabilmekteki noksanlığımızdır. Çekiniriz, utanırız, alay edilecek diye korkarız, İngilizcenin ana memleketindeki dedelerin ninelerin bile konuşmadığı kadar düzgün bir dil bilgisi kullanarak konuşmaya çalışırızzz…ve konuşamayız :) Ama göreceksiniz ki, yumurta kapıya dayanıncaa…pasaport kontrolündeki yetkili nerde kalacağınızı sorduğunda, deli gibi yağmurun altında yol sormanız gerektiğinde, açlıktan ölmek üzereyken sipariş vermeniz gerektiğinde; “mmmmm let me think how I can say (nasıl söyleyeceğimi düşüneyim bir)” demeyeceksiniz.

     Aklınıza ilk gelen şekliyle pata da küte de tarzanca da olsa bir şekilde konuşacaksınız. Orda tenseler, bağlaçlar, düzgün aksan gibi bizi tutuklaştıran ilk tabumuzu yıkıyoruz. Sonra aşama aşama, arkadaşlarımızla vakit geçirerek, alışverişte ve işte konuşarak,  film izleyerek, duyarak ve konuşarak ciddi bir rahatlama ve gelişim oluyor. Dili yerinde öğrenmek olayı gerçek. Türkiye’de bir kursa yazılsak dahi, 3-5 saat derse katılıyor ders aralarında Türkçe konuşuyor, dersten çıkınca yine Türkiye’deki Türkçe hayatımıza dönüş yapıyoruz ve bütün öğrendiklerimiz hoopp uçuyor. Fakat siz Amerika’dayken iş yerinde evde özel hayatınızda gezerken otobüste, her yerde senelerdir öğrendiğimiz İngilizceyi konuşma fırsatı buluruz. En basit konudan, en derinine kadar, günlük konuşma dili olsun, bankada işlem hallederken konuşmak olsun her tarzda diyalog kuracaksınız. “Çok gezen mı bilir, çok okuyan mı?” sorusunun cevabı her zaman nettir ben de. Çok gezen bilir arkadaşım. Bu dil gelişimi için de böyledir.

     Bir kelimeyi, deyimi 10 kere 50 kere okursunuz ezberlemek için, 3-5 gün geçer, gün gelir unutursunuz. Ancak iş arkadaşınızla sohbet ederken kullandığı bir kelimeyi öğrenirsiniz, kullanırsınız ve artık onu unutmak zordur. Bir de Amerikalılar dil konusunda çok sabırlı ve anlayışlı insanlardır. İngilizler ya da Fransızlar gibi snoplukları yoktur. Yabancılara çok alışkınlardır. Bir kelimeyi anlamadığınızda sabırla anlatırlar anlatırlar…Hareketlerle  örneklerle göstermeye çalışırlar. Artık size bıkkınlık gelir. Ama  o kelimenin ne olduğunu öğrendikten sonra, bir sonraki sefer duyduğunuzda direk anlarsınız. Ve emin olun unutmazsınız.

 

İş Deneyimi

     Türkiye’de üniversiteye başladığımızda, çoğumuz bir işi deneyimlememiş oluyoruz. Gördüğüm çoğu WAT öğrencisi de öncesinde bir işte çalışmış olmuyor. Biz lisedeyken dershanelere gider, özel dersler alır, adeta birer yarışçı gibi üniversitesi sınavına hazırlanırız. Test çözerken annemiz meyve soyar getirir falan.  Yani el bebek gül bebek geçiririz üniversite öncesi hayatımızı. Hatta üniversitedeyken de yine ailemizin sponsorluğunda idame ettiririz hayatımızı. Bu anlamda en güzel yanlarından biri de bu programın, iş deneyimi katar öğrenciye. Kendi paranı kazanmanın önemini, zorluğunu gösterir. Ayaklarının üstünde durmayı öğretir. “Bunları Türkiye’de de yapamaz mıyım sanki” der belki bir çoğunuz. Yapabilirsiniz elbette. Ancak yapar mısınız? Türkiye’de bu olayın mantığı başka azcık. Ana kuzusuyuz sanki birazcık. Ben de ilk defa, Amerika’ya gittiğimde çalışmıştım mesela. Ve en yaşlıları biz, yabancı öğrencilerdik (international students). Çoğu 16-17 yaşlarında, henüz lisedeki çocuklardı. College yani üniversite parasını biriktirmek için yazları çalışıyorlardı. Bazıları da, bizlerle yaşıt olanlar, aileleriyle yaşamayan, daha 16sında evden ayrılmış, yalnız yaşayan kişilerdi.  İş ahlakı, dakiklik ve çalışanın hakları açısından profesyonelce bir çalışma deneyimi yaşarsınız.Yaptığınız iş çok kalifiye gerektirmese dahi, Amerika’da kurallar bellidir ve çöpçülük de yapsan, bir hukuk bürosunda da çalışsan kurallar keskindir.

    Türklerde çalışmak ayıpmış gibi bir mantık var. Hele ki bu garsonluk, temizlik elemanı, satış danışmanlığı vs gibi bir öğrencinin rahatlıkla yapabileceği işlerse, saçma sapan bir önyargı olur. Ama eğer bu işleri yurtdışında yaptıysanız, gururla anlatırsınız. Nedendir anlamam ünlüler bile öyle yapar. Eğer Türkiye’de bu işlerde çalıştığını söylerse ünlü bir eleman, feleğin çemberinden geçmiş olur. “Eyyy gidi nerdennn nereye” denir. Ancak aynı ünlü bulaşıkçılığı Türkiye’de değil de yurtdışında bir ülkede yaptığını desin, marjinal görünür. Havalı durur. “Ne var onda canım bende öğrenciyken İngiltere’ye gitmiştim, bulaşık yıkadım, garsonluk yaptım aileme yük olmak istemedim” dediyse birey, cool durur.

     WAT programıyla yaşadığınız bir iş deneyimi size Türkiye’dekinden çok daha fazla şey katar buna emin olabilirsiniz  arkadaşlar.

 

 

 

Sosyal'de Paylaş

Submit to DeliciousSubmit to DiggSubmit to FacebookSubmit to Google BookmarksSubmit to StumbleuponSubmit to TechnoratiSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn

Yorum ekle